13/4/2007 - ZAYIFLAMA HAPINA DİKKAT

Sihirli zayıflama makinaları, mucizevi masajların ardından, şimdi de iğneyle verilen ilaçlarla zayıflama yöntemleri moda oluyor. Ancak, bu ilaçlar Sağlık Bakanlığı'nın izni olmadan ithal ediliyor. CNN TÜRK'te yayınlanan Uğur Dündar yönetimindeki Arena programı, ilaç kullanma izni olmayan güzellik salonlarının da iğneyle zayıflatma yöntemini uyguladığını ortaya çıkardı. Mezoterapi, zayıflama yöntemleri içinde son zamanlarda en yaygın olan uygulama. Bu yöntemde karın bölgesine iğneyle ilaç zerk ediliyor ve ilacın yağları erittiği iddia ediliyor. Bu yöntemi önerenler, isteyenlerin, bir ayda rahatlıkla bir beden zayıflayabileceğini söylüyor. Ancak bu yöntemde kullanılan ilaçlar Sağlık Bakanlığı'ndan izinsiz ithal ediliyor. Uzmanlar, bu yöntemin herkese uygulanamayacağını özellikle şeker hastaları için tehlikeli olabileceğini söylüyor. İlaç kullanma yetkisi olmayan bazı güzellik salonları da iğneyle zayıflatma yöntemini kullanıyor ve risk daha da büyüyor. Ancak herhangi bir denetim yok.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/4/2007 - BİLGİSAYARIN GÖZ ETKİSİ
Bilgisayarın gözleri bozduğu yönündeki yaygın kanaatin yanlış olduğunu belirten Memorial Suadiye Polikliniği Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Olcay Şahin, ancak miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kişide önceden zaten var olan kusurların bilgisayar kullanırken açığa çıkacağını kaydetti. Şahin, ortaya çıkabilecek sorunların ise alınacak birtakım önlemlerle engellenebileceğini söyledi.
Bilgisayar ekranlarının göz sağlığı üzerindeki etkisi hakkında bilgi veren Uzman Dr. Olcay Şahin, kullanımı ve yaygınlığı hızla artan bilgisayarlar ve çeşitli iş kollarındaki monitör ekranları nedeniyle pek çok kişinin göz yorgunluğu, gözlerde ve çevresinde ağrı, yanma, batma, kuruluk hissi, kaşıntı, kızarıklık, sulanma, bulanık görme, odaklama zorluğu, kısık bakma, ışığa karşı duyarlılık, bakılan karakter etrafında ışık saçılmaları görme, göz kapaklarında iltihap, kepeklenme, baş ağrısı gibi şikayetlerde bulunduğunu kaydetti.
Bu şikayetlerin oluşmasını en başta, belli bir süredeki göz kırpma sayısının çok azalmasına bağlayan Şahin, "Normalde dakikada ortalama 25 kere gözlerimizi kırparız.
Bu işlemin üst kapağın dinlenmesi, gözyaşıyla gözün beslenmesi ve temizlenmesi, kornea yüzeyinin kayganlaştırılması ve üzerinde son derece düzgün bir yüzey oluşturarak net ve berrak görmenin sağlanması gibi birçok nedeni vardır. Ekranlarla çalışırken bu sayı dakikada 10'un altına; hatta 5-6'ya düşer. Böyle olunca da gözyaşı buharlaşır, kornea yüzeyi kurur, yanma, batma, kızarıklık gibi birçok şikayete neden olur" dedi. Bilgisayara gözlerini iyice açarak bakanlar olabileceğini de ifade eden Şahin, bu durumun sorunu daha da artırdığını kaydetti. Ekranla çalışırken bilinçli olarak sık göz kırpmanın yararlı olacağını belirten Şahin, bazen de suni gözyaşı damlaları kullanmanın gerekebileceğini dile getirdi.
"BİLGİSAYARIN GÖZLERİ BOZDUĞU GÖRÜŞÜ DOĞRU DEĞİLDİR"
Şahin, "Ekranla çalışanlarda göz şikayetlerinin bir diğer önemli nedeni de kişide daha önceden var olan kırma kusurlarıdır. Bunlar, miyopi, hipermetropi ve astigmatizmadır. Halk arasında, bilgisayarın gözleri bozduğu görüşü doğru değildir. Ancak bilgisayar, kusurları açığa çıkarmış veya belirginleştirmiş olabilir. Bu nedenlerle aileler en küçük göz şikayeti olan çocuklarının bile gözlerini bir uzmana muayene ve yılda bir kontrol ettirmelidirler. Gözlük kullanmak durumunda olanlar ekranla çalışırken gözlüklerini mutlaka takmalı" uyarısında bulundu.
Uygun oturuş ve duruşa dikkat etmemenin de sorun yaratacağını vurgulayan Şahin, "Ekranın üst kenarı göz hizasında olmalı, ekrandan uzaklık ekrandakileri rahat görebilecek en uzak mesafe olmalıdır. Ayrıca, pencerelerle ekran açısı uygun olmalı, pencere ve diğer kaynaklardan gelen görüntüler ekran üzerine düşmemeli" diye konuştu.
Ekranlardan yayılan ışının bugünün modern teknolojileriyle üretilen monitörlerde artık tehlike yaratmadığını ifade eden Şahin, "Ancak çözünürlük ve tazeleme hızı düşük olmamalı, aksine yüksek çözünürlüklü ve yüksek tarama hızlı monitörler kullanılmalıdır.
Bu monitörler çok daha az oranda göz şikayetlerine yol açmaktadır" şeklinde konuştu.
Ekranların yapıları nedeniyle çok toz topladıklarını belirten Şahin, şu tavsiyelerde bulundu:
"Monitör ekranı uygun malzemelerle sık sık temizlenmeli. İri puntolu ve gözü yormayan karakterlerle yazmak, koyu renk zeminler üzerinde açık renk karakterlerle çalışmak, çalışırken 45–50 dakikada bir 5–10 dakika ara verip gözü dinlendirmek de göz sağlığı için çok önemli."
__________________
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/4/2007 - kanserde devrim
Alman kimya devi Bayer tarafindan kanser hastaliginda devrim yaratacak Nevaxar adli bir ilaç gelistirildi.
Ilacin habis tümörün büyümesini saglayan her sarti yok ederek, hastalarin uzun süre yasamalarini saglayacagi ifade edildi. Nevaxar adli ilacin içindeki maddenin hücrelerin bölünmesine yol açan etkenleri keserek tümör büyümesini önledigi belirtildi. Bunun yani sira ilacin tümörde yeni kilcal damarlarin olusmasini da engelledigi bildirildi.
Heidelberg’de bulunan Kanser Arastirma Merkezi Baskani Prof. Hellmut Augustin, "Yeni yöntemle biyokimyasal sinyallere ulasabiliyor ve tümöre kumanda edebiliyoruz. Bir anlamda tümörü aç birakiyoruz" dedi.
simdiye kadar kanser tedavilerinin daha çok isinlama ve kemoterapi ile gerçeklestirildigini belirten kanser uzmani,Augustin, "Yeni gelistirilen Nevaxar adli ilaç birçok hastanin yasamini uzatacak. Kemoterapi ve isinlanma vücudun diger uzuvlarina çok zarar veriyordu ve yan etkileri de oldukça yipraticiydi. Nevaxar vücudun diger uzuvlarina karsi daha hassas" dedi.
Dünyanin en sik görülen ölümcül hastaliklarindan kansere Almanya’da her yil 420 bin kisinin yakalandigi açiklandi. |
|
 |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/4/2007 - sara hastaligi
Sara Hastalığı
Konu: Genel Saglik Konulari
Tıbbi ismi EPİLEPSİ'dir.Tekrarlayan nöbetlerle karekterize sıklıkla geçici bilinç kayıplarına neden olan bir durumdur.Ancak sara hastalığında bilinç kaybı her zaman oluşmaz.
Sara neden oluşur? 1-Beyin tümörleri:Özellikle 35 yaşından sonra başlayan sara hastalığında sıklıkla beyin tümörü tespit edilir.Beynin içinde büyüyen tümör baskı yaparak beyinin elektrik düzenini bozar ve sara nöbetleri oluşur. 2-Doğuştan oluşan bozukluklar: Beyinin yapısal bozuklukları vardır ve doğuştan gelir.Ailevi,yani kalıtsal özelliklerde etkilidir. 3-Beyin ameliyatlarından sonra sara hastalığı oluşabilir. 4-Çocukluğunda havale geçiren insanların ileriki dönemde sara hastalığına yakalanma riski yüksektir. 5-Beyine yeterli kan gitmesini engelleyen durumlarda beyin dokusundaki besin maddeleri ve oksijen azalır.Bu da beyin hücrelerinde hasara neden olur ve sara krizi oluşur. 6-Tiroid bezinin hastalıklarında sara meydana gelebilir. 7-Beslenme bozuklukları: B6 vitamini eksikliğinde sara krizi oluştuğu TEŞHİS Sara hastalığının kesin teşhisi "sara nöbetinin direk olarak hekim tarafından gözlenmesi" ile koyulur.Uzman hekim bayılmanın sara olup olmadığını net olarak anlayabilir. Teşhisde EEG denilen ve beyin elektrik dalgalarını ölçen bir tetkikden de yararlanılır.Ancak EEG %50 oranında kesin teşhis aracıdır.Yani EEG normal çıkan bir insanda kesinlikle sara yoktur denemez. TEDAVİ Bayılmayı engelleyici çeşitli ilaçlar vardır.Bu ilaçlar mutlaka bir nörolog veya beyin cerrahisi uzmanı tarafından seçilmelidir.Hastalığın şekline uygun ilaç başlandıktan sonra bayılma nöbetleri azalacaktır. Unutulmaması gereken önemli nokta;antiepileptik denen bu ilaçlar kullanıldığı takdirde,bayılmanın tamamen geçeceği,bir daha hiç olmayacağı diye bir kural olmamasıdır..Amaç;bayılma şiddetini azaltmak,nöbetler arasındaki süreyi uzatmaktır.Düzenli tedavi gören vakalarda nöbetler aylarca oluşmayabilir.İlaç kullanılırken bayılma olsa dahi tedavi asla bırakılmamalıdır.Bazı hastalar tekrar bayılınca tedavinin etkisinin olmadığını düşünerek,ilaçları bırakmaktadırlar.Yine sık rastlanan hatalardan biriside,uzun zaman bayılmayan hastaların "artık iyileştim" diyerek ilaçlarını bırakmalarıdır.Her iki durumda da hastalık şiddetini arttırarak devam edecektir tespit edilmiştir. İlaçlarla kontrol altına alınamayan durumlar vardır. Gün içinde onlarca kez nöbet geçiren hastalarda ilaç tedavisi etkili olmazsa cerrahi tedaviye başvurulur. Ancak bu ameliyatlar sara ameliyatları konusunda özel bir ilgi gösteren merkezlerde, uzmanları tarafından yapılırlar. Ülkemizde sara cerrahisi yapan merkezler mevcuttur. Buralarda oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır. ****PRATİK BİLGİLER*** Evimizde, çevremizde zaman zaman bayılan insanlara rastlarız. Bunların sara veya sinirsel bayılma olup olmadığını anlamak yararlı olabilir. Genelde sinirsel bayılmalar daha sıklıkla olmaktadır. Acil servislere yıldırım hızıyla, trafik içinde çeşitli riskler göze alınarak getirilen hastaların büyük çoğunluğu sinirsel bayılmalardır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/4/2007 - sivilceler
Özellikle erkek çocuklarını etkileyen sivilce (akne), birkaç sene sonra kendiliğinden geriler. Akneden yetişkinler nadir olarak şikayetçidir. Genelde, aknenin birkaç yıl sonra gerileyip tamamen kaybolacağını bilmek, gençleri teselliye yetmiyor. Bunu gidermek için her yola başvurabiliyorlar. Akne oluşumunun ilk sıradaki sebebi cildin yağlı oluşudur. Normalden daha fazla yağ salgılayan cilt, havayla temas edince, oksitlenmeye maruz kalır ve ciltteki gözenekler (porlar) tıkanır. Tıkanma sonucu ağzı kapanan porların içinde yağ birikimi oluşur ve sonra da iltihaplanır. İşte ilk etapta siyah nokta, daha sonra kırmızı sivilce diye adlandırdığımız aknenin oluşumu bu şekildedir. Sivilceye Karşı Ne Yapmalı? Cildi temizlemek, temizlenmiş porların yeniden sıkışmasını sağlamak, cildi siyah noktalardan arındırmak cilde sağlık kazandıracaktır. Fakat uzun vadeli bir sonucu yoktur. Çünkü kirliliğe bağlı akneler düzelirse de ergenliğe bağlı olanlara etkileri olmaz. Aknenin sebebini, cildin yüzeyinde değil, organizmanın çok daha derinlerinde aramak gerekir. Yağ bezleri tarafından salgılanan sebum, porlar sayesinde dışarı atılır. Sebum salgılanması önemli boyutlara ulaşınca, cilt porlamaya başlar, işte "yağlı cilt" dediğimiz cilt tipi budur. Ergenlik çağına geçişle birlikte, erkeklik hormonunun fazla çalışması, sebum salgılamasında artışa sebep olur. Yetişkinlerde ise akne oluşması, cildin bu hormona hassasiyeti yüzündendir. Akneden şikayetçi kişiler de, cildin yağlı olmasının yanı sıra, porlar da saydam hücrelerle tıkalı durumdadır. İlk başta gözle görülmeyen bu tıkanıklık, kendiliğinden kaybolabilir veya tam tersine zamanla siyah noktaya veya içi beyaz cerahatli sivilceye dönüşebilir. Por (gözenek) tamamen tıkandığında, sebum deri altında beyaz bir renk olarak birikir ve bu birikme deri üstünde görülür, işte iltihaplı sivilce dediğimiz beyaz noktalar, yani "mikrokist'ler bunlardır. Saydam hücrelerin üst üste yığılıp sebumla karışması, porların genişlemesine sebep olur. Genişlemiş porun havayla temas edip oksitlenmesinden siyah noktalar oluşur. Akneciklerde durum bu kadarla da kalmaz. Dışarı çıkamayan sebum yüzünden, yağ bezleri çatlar ve sebum derinin içine yayılır. Organizmanın buna tepki verip iltihaplanmasıyla, kırmızı renkli sivilceler oluşur. Sivilceleri sorun edip siyah noktaları sıkarak yok olmalarını sağlayarak kurtulmayı düşünenler çok yanlış ve kaçınılması gereken yol izliyorlar. Çünkü bu şekilde yağ bezini çatlatma ve iltihaplanmayı çok daha önemli boyutlara taşıma tehlikesi vardır. Aynı şey kırmızı sivilceler için de geçerlidir. Sivilcelerden boşalan çukurlar pek çok insanın yüzünde ömür boyu kalacak izler bırakabilir. Eczanelerde ve kozmetik mağazalarda satılan akne ilaçları, bakterileri yok etmek, onlarla savaşmak ve var olan aknenin ağırlaşmasını önlemek için kullanılır. Yalnız bu ilaçlar, cildi tahriş etmemelidir. Cildi yağlı olanların fazla güneşte kalmamaları gerekir ve güneş yağı kullanmaları da mahzurludur. Stres, gerginlik, uykusuzluk ve sigara kullanımı akneyi azdıran unsurlardır. Akneiklere en iyi gelecek tedavi, cildi dinlendirmekle başlar. Oksijeni bol olan yerlerde bulunmak, düzenli uyku alışkanlığına sahip olmak da akneyi yenmede önemlidir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/4/2007 - sinuzit
Kafatası içinde burun boşluğuna açılan bir kısım hava boşlukları vardır ki bunlara "sinüs" adı verilir. Burun iltihabının sinüslere geçmesi halinde ortaya çıkan rahatsızlığa ise "sinüzit" diyoruz. Sinüzite ayrıca burundaki şekil bozuklukları, polip, diş ve dişeti iltihapları da sebep olurlar. En sık rastlananı, üstçene ve alın sinüsleri iltihaplarıdır. Belirtileri: * İltihaplanan sinüsün üst kısmı şişer ve ağrı yapar. * Burun tıkanır, zor nefes alınır. * Baş ağrısı ve ateş yapar. DİKKAT: Tedavi edilmeyen sinüzit vakalarının ilerleyerek menenjit, beyin ve kemik iliği iltihabına sebep olabileceğini unutmayınız. * Tedavinin aslı iltihapların giderilmesini ve sinüs yollarının açılmasını hedef alır. * Buğuseptiller, sinüs ağızlarını açıp burun akıntısı temin etmede oldukça etkilidirler.[/b]
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
6/4/2007 - tansiyon
Pekçok kişinin derdidir. Özellikle yaz aylarında bu konudaki şikayetlerde artış görülür. Düşük tansiyon, kalbin ortalama normal değerinin yüzde 10-20 altında kan pompalaması ile ortaya çıkar. Özellikle gençler ve kadınlar bu problemle sık karşılaşır. Aslında düşük tansiyon, kalp hastalıklarına yakalanmamak için tercih edilir. Ancak bazı hallerde sıkıntı meydana getirir. Yaşa göre değişmekle birlikte 10-6'nın altındaki değerler düşük kabul edilir. Ne yapmalı? * Tansiyon özellikle sabah uyanıldığında düşüktür. Bu yüzden aniden ayağa kalkmamalı, birkaç dakika kan dolaşımının dengelenmesi beklenmelidir. * Egzersiz ve ılık-soğuk duş faydalıdır. * Tuz, biber ve sabahları içilecek biraz tuzlu çorba düşük tansiyona iyi gelir. * Stresli günlere dikkat edilmelidir. Moral bozukluğu tansiyonun düşmesine sebep olur
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İnsanlar hatalarını mutluyken değil ancak mutsuzken anlar.
Kategoriler
Arkadaşlarım
|